Cilt, kendini ve çepeçevre kuşattığı vücudu, koruma altına almıştır. Hücre oluşumuyla kendini sürekli olarak yeniler. Güç tazeleyen bu koruyucu yapı, tam da bu nedenle desteklenmeye ihtiyaç duyar. Hatta tekrarı zorunlu olan günlük bir bakıma gereksinimi vardır.
Çünkü her türlü dış etkenle ve vücudumuzda meydana gelen tüm değişiklerle etkileşim halindedir. Mikroorganizmalar, alerjenler, kimyasallar, UV ışınları gibi çevresel faktörler ile hareketsiz bir yaşamın, beslenme hatalarının, uyku düzensizliklerinin, hormonal değişimlerin sonuçlarını yansıtır. İlerleyen zamanla da yenilenme gücünü ve onarım hızını kaybeder.
Cilt, ancak sağlıklı yapısını koruyarak iyi bir görünüme kavuşabileceğini, kendi işleyişiyle anlatır. Yapısıyla uyumlu özellikler taşıyan, doğal onarım sürecinin bir parçası haline gelebilen, dengeli bir bakımın niteliklerini ortaya koyar.
Cilt, epidermis, dermis ve hipodermis olarak üç katmandan meydana gelir.
Epidermis, cilt bariyerini şekillendiren, en dışta yer alan koruyucu katmandır. Cildin direncini ve nem dengesini sağlar. Cildin sadece görünümünü değil, genel sağlık durumunu da belirler.
Epidermiste, keratinositler, melanositler, Langerhans hücreleri ve Merkel hücreleri olmak üzere dört ayrı hücre grubu bulunur.
Keratinositler, cildin ana bileşeni olan keratin üretimini gerçekleştirirler. Bölünerek yeni cilt hücrelerini oluşturan keratinositler, güneş ışığı altında D vitamini sentezini de sağlarlar. Melanositler, ten rengini belirleyen melanin pigmentini üretirler. UV ışınlarına maruz kalındığında, ışınların zararlı etkilerini filtreleyebilmek için melanin üretimini artırırlar. Bu durumda, ten rengi koyulaşır ve cildin bazı noktalarında kümelenen melanin, cilt lekelerine neden olur. Yaşlanma sürecinde de artış gösteren pigment üretimi, benzer cilt lekeleriyle sonuçlanır.
Bağışıklık sisteminin bir parçası olan Langerhans hücreleri, zararlı etkenlere karşı cildin savunma sisteminde yer alırlar. Merkel hücreleri ise dokunma duyusunu elektriksel sinyallere dönüştürerek sinir sistemine iletirler. Dokunma duyusu, sıcaklık, basınç, ağrı, kaşıntı gibi algılar yaratarak bizleri, önlem almaya ve korunmaya yöneltir.
Cilt bariyerini şekillendiren epidermisin, dış etkenlere karşı direncini pH değeri de belirler. Sağlıklı bir ciltte hafif asidik olan ve pH değerini oluşturan yüzey bileşenleri,“asit manto” olarak adlandırılır. Asit manto, terle birlikte salınan laktik asit, serbest amino asitler ve yağ asitleri ile oluşur.
Dış etkenlere karşı koruyuculuğu destekleyen asidik yüzey bozulduğunda, cilt hasarı başlar. Ciltte kuruluk, kızarıklık, enfeksiyona yatkınlık görülür. Kolajenin parçalanma hızı artar ve buna bağlı oluşan elastikiyet kaybıyla birlikte sarkmalar, kırışıklıklar meydana gelir.
Cinsiyete, yaşa, genetik özelliklere, çevresel faktörlere göre değişkenlik gösteren pH değeri, vücudun bütününde de aynı değildir.
Dermis, sinir uçlarının, ter bezlerinin, yağ bezlerinin, kıl köklerinin yer aldığı, cildin orta katmanıdır.
Dermisin temel hücreleri olan fibroblastlar, kolajen ve elastin üretimini gerçekleştirirler. Cildin yapı taşı olan bu proteinler, cildin elastikiyetini, dolgunluğunu, sıkılığını ve pürüzsüzlüğünü şekillendirmektedir.
Vücut yağlarının ana bileşeni olan sebum da dermisteki yağ bezleri tarafından üretilir. Antioksidan özelliğiyle cilt yüzeyini koruyan bu mumsu madde, trigliseritler, yağ asitleri ve kolesterol içeren bir yapıdadır. Sebum, cildin pH seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur ve patojenlere karşı direncini artırır. Cildin doğal nem ve yağ düzeyini belirleyen sebum, cilt elastikiyetini destekleyerek kırışıklıkların oluşumunu geciktirir.
Yağ bezlerinden sebum salınımı, hormonlar tarafından düzenlenmektedir. Sebum salınımının azalması, ciltte kuruluk ve kızarıklığa, artması ise sivilce ve siyah nokta oluşumuna neden olur.
Cildin en alt katmanı ise hipodermistir. Cildin kaslara tutunmasını ve kaslar üzerindeki sorunsuz hareketini sağlar.
Cildin bu karmaşık yapısı ve işleyişi, nem dengesini ve elastikiyetini koruyabilmek üzerine kuruludur. Çünkü ancak bu sayede, her türlü olumsuz dış etkiye ve vücut sistemindeki değişkenlere karşı direnç gösterebilmektedir. Ancak sağlıklı bir cilt, canlı, parlak ve pürüzsüz bir görünüm kazanır. Bu nedenle cilt bakımındaki temel amaç, cildin koruması ve onarımının desteklenmesidir.
Kişisel cilt özellikleri de bu bakımın önceliklerini belirler. Gösterdiği farklılıklara göre cilt tipleri, beş ana gruba ayrılır.
Normal ciltlerin nem ve yağ düzeyi dengelidir. Bu nedenle gözenekleri küçüktür ve elastikiyeti istenen seviyededir. Diğer cilt tiplerine oranla bakımı daha kolaydır.
Karma ciltlerin, T bölgesi olarak adlandırılan alın, burun ve çeneyi kapsayan bölümüyağlanma eğilimindedir. Diğer kısımları ise kuru ciltlerle benzer özellikler taşır.
Yağlı ciltlerin sebum salgısı çok yüksektir. Sivilce oluşumuna ve sarkmalara yatkın bir yapıları vardır.
Kuru ciltlerde nem ve yağ düzeyi çok düşüktür. Nem dengesi sağlanamadığı içinelastikiyet yetersizdir. İnce çizgiler ve kırışıklıklar çabuk şekillenir. Mat ve cansız bir görünüm vardır.
Hassas ciltler, her türlü dış etkene karşı kolay ve hızlı tepki verebilirler. Alerjenlere karşı çok duyarlıdırlar.Renk değişikliği, kuruluk, kaşıntı gibi belirtilerin,özenli bir bakımla azaltılıp tekrarlanmasının önüne geçilebilir.
Cilt bakımının ilk adımı cilt temizliğidir.
Cildi, sebum fazlasından, ölü hücrelerden, makyaj kalıntılarından arındırmak için derinlemesine ama hassas bir temizliğin yapılması önemlidir. Çünkü cildin pH değeri ile nem ve sebum dengesi, aşındırıcı temizlik ürünleriyle de zarar görür.
Yüz yıkama jelleri ile yapılacak temizlik, cilt yüzeyinin nefes almasını sağlar. Yıkama işleminin ardından cildin tonik ile silinmesi, gözeneklerdeki tüm kalıntıları giderir.
Cilt temizliğinde peeling uygulaması da büyük önem taşır. Çünkü cildi ölü hücrelerden arındırmak, cilt yenilenmesini hızlandırır. Canlı ve parlak bir görünüm oluşturur. Bu işlem için de doğru ürün seçimi yapılmadığında, ciltte mikro çizikler oluşabilir. Böyle bir durumdaysa yenilenme değil, hasar söz konusudur.
Cilt bakımının en temel işlevlerinden biri de cildin nem düzeyinin dengelenmesidir. Bakım ritüelindeki tüm uygulamaların öncelikli amacı, bu dengeyi korumaktır. Çünkü cilt bariyerinin dış etkenlere ve patojenlere karşı direnci, parlak ve pürüzsüz görünümü nem düzeyine bağlıdır. Nem dengesi, cildin yapısını, gücünü, elastikiyetini belirleyen ana öğeyi oluşturur.
Kuru ciltlerdeki nem eksikliği ve sebum salınımındaki yetersizlik, pH değerine de olumsuz yönde etki eder. Kolajen yıkımının hızlanmasına neden olan bu tablo, elastikiyet kaybıyla birlikte şekillenen cilt kırışıklıklarını meydana getirir. Tüm bu yapısal sorunlar, yoğun nemlendirici özellikteki kremlerle kontrol altına alınabilir. Pullanma, matlık ve gerginlik hissi, cildin etkili bir biçimde nemlendirilmesiyle düzelir.
Yağlı ciltlerde de nemlendirici bakım ürünleri kullanılmalıdır. Sebum, bu özellikteki maddelerden biri olmasına karşın, nemlendirici kullanılmadığında, bu eksikliği gidermek için daha fazla salgılanmaktadır. Sebum üretimini dengelemek, etkili bir temizlikle başlayan cilt bakımı rutiniyle mümkündür.
Cilt bakımının en önemli ve tamamlayıcı unsurlarından biri de güneş kremi kullanımıdır.
Güneşin UV ışınları, cilt hücrelerinde DNA hasarına neden olur.Cilt hücrelerinin anormal çoğalmasıyla sonuçlanan DNA hasarı ile kanserojen bir etkiye sahiptir.
Güneş yanıkları, ödemli ve ağrılı kızarıklıklar ilecilt yüzeyinin soyulmasına yol açan doku yıkımını meydana getirir.
UV ışınları, kolajen yapısını bozarakcildin elastikiyetini kaybetmesine, melanin üretimini artırarak cilt lekelerine neden olur. Erken cilt yaşlanmasına bağlı, derin kırışıklıklar şekillenir.
UV ışınlarının, cilt bariyerinde ve derin katmanlarda oluşturduğu büyük hasarı önlemek için, güneş kremleri de cilt bakım rutininin bir parçası haline gelmelidir.
Cilt bakım rutinindeki ürünlerden biri de göz çevresi için özel olarak geliştirilmiş, kremler ve serumlardır. Göz çevresi, yüzün en hassas ve en ince cilt yapısına sahiptir. Koyu halkaların, çizgilerin, göz altı torbalarının giderilmesine yönelik bölgesel uygulamalar ile etkili sonuçlara ulaşılmaktadır.
CIlt, her an aktif olan yapısıyla günlük bir desteğe ihtiyaç duyar. Cilt bakımı bir rutine dönüşmediğinde, bu destek tam anlamıyla sağlanamaz.
Cilt bakım rutini, yüzün sınırlarında kalan bir uygulama değildir, vücudun tamamını kapsar.
Bakım ürünlerinin, cildin yapısıyla uyumlu özellikler taşıyan, doğal onarım sürecinin bir parçası haline gelebilen nitelikte olması, geçici çözümleri değil, kalıcı sonuçları yaratır. Cildin korunması, yenilenmesi, onarılması, zamanın etkilerine karşı güçlü kalması, doğal içerikli ürünlerle desteklenebilir.